7 Şubat 2008 Perşembe

Adı Konulmamış Yalnızlık
Kocaman elleriyle sardı beni...Kocamandı ,kemikliydi.Sıktı sıkı sıkı..Fısıldıyordu değdikçe kemanın çaldığı hüzünlü ses mutluluğun boş kalmış yerine.Üstümü başımı parçalayan bir çığlık ulaştı kulaklarıma.Hüzünlerini bile yoruyordu çığlığı hudutların ötesine geçerken.Deldi geçti ellerimden ellerini.İçimde hapsetti kendini.Kimdi neyin nesiydi?Bir insan yada bir hayvan değildi.Tek bir parçaydı nefesti.Yüzü yok bedeni yok.Elleri var bir tek.Aklıma varırken yolu kendine yalnızlığım diyebildi.
Adını koymak istedi bize.Buz gibiydi nefesi.Tırnağıyla kazıdı , elleriyle ...Yüreğimde derin yaralar bıraktı ama bir adımız olamadı.Yalnızlık dedi yorulmuştu artık düşüncelerini sayıklatıyorken...Her şey adıyla ruh kazanırdı ya.Ruhu olsun dedi yalnızlığının.Yalnızlığımsın ,yalnızlıksın.
Uzaklaşan adımlarında,uzaklarda yaşayan bakışlarında,kalabalığa karışan sesinde hep sen benim yüreğime sığdın da bir ben seninkine sığamadım.Ben taştım bedeninden dağıldım parça parça yeryüzüne,rüzgarı aldı savurdu beni hava oldum.Sen soludukça dağıldım vücudunun her bir zerresine.Dağıldıkça unutuldum.Ne sana yetebildim ne bir başkasına.Hissedemedin ben parça parça oldukça bedenindeki ağırlığı.Üstünde ruhumu taşırken hafiflettin kendini.Oysa benim bütün ağırlığım yüreğimdi.Katlanılmaz bir boşluk sardı bedenimin içini.Öyle hafiftim ki tutunamadım elimin değip de dokunduğu yere.Tutunamadım ellerine.Gözlerinin mimlendiği yerde kalakaldı bedenim.Tutunamadım.Yokluktum nefestim ...Canıma kan veren.Bedenlerin bütün ağırlığını tek bir molekülde biriktiren..Kocaman bir ağırlıktı bedenim nefes alış verişlerinde tıklayan zamanın.Nedeni büyük ağırlıklarda kuşaklanan.Nedeni sendin canıma can katan.Ne seninle ne sensiz yaşatan.24 ekim 2007 Elif Günal

5 Şubat 2008 Salı

Tarih Vakfı Yeni Kitabıyla, Yeni Bir Üslup Amaçlıyor

"20. Yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi Öğretmen Kitabı" içerdiği teknik bilgilerle öğretmenlere demokratik ve insan haklarıyla uyumlu bir üslup kazandırmayı hedefliyor.Tarih Vakfı Yayınlarından "20. Yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi Öğretmen Kitabı" ve "20. Yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi" isimleriyle biri yeni, iki kitap yayınladı.
Vakıf, kitaplarla öğretmenlere demokratik ve eleştirel bir üslup kazandırmak, insan haklarıyla uyumlu bir üslup kazandırmayı amaçlıyor.
Gökçen ve Faruk Alpkaya'nın yazdığı "20. Yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi"nin öğretmen kitabıysa Dilara Kahyaoğlu, Hasan Tahsin Özkaya, Ayşe Alan ve Günay Üstüner'e ait.
Kitaplar İstanbul'da Alfa Dağıtım, Final Pazarlama, İmge Dağıtım, Kitabevi Mehmet Varış, Türdav'la Ankara'da Dost Dağıtım, Bilgin Kültür ve Siyasal Dağıtımdan temin edilebilir. "Dersler insan haklarına aykırı öğeler taşımasın"
Bunları dersine nasıl entegre edebileceğinin en iyisini, öğretmen bilir. Her öğretmenin kendine özgü bir üslubu var, önemli olan, o üslubun; demokratik ve farklı perspektiflerden yaklaşım, sorgulama, eleştirel düşünme, analitik düşünme, evrensel normlarla entegrasyon ve insan haklarına aykırı öğeler taşımaması ilkeleriyle uyumlu olması."
* 20. Yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi, Gökçen Alpkaya, Faruk Alpkaya, Tarih Vakfı, 334 sayfa, 25 YTL* 20. Yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi Öğretmen Kitabı, Dilara Kahyaoğlu, Hasan Tahsin Özkaya, Ayşe Alan, Günay Üstüner, Tarih Vakfı, Ekim 2007, 228 sayfa, 20 YTL.

Babamın kitabını oku

Aziz Nesin’in büyük oğlu Prof. Ali Nesin, türbanın serbest bırakılması için bir bildiriye imza atınca kardeşi Ahmet Nesin’den büyük tepki gördü.Ahmet Nesin, ağabeyine mektup yazarak, "Düşünce özgürlüğünün hedefi demokrasi gelmesi içindir, gericiliğin değil. Babamızın ’Korkudan Korkmak’ ya da ’Ah Biz Ödlek Aydınlar’ kitaplarını birkaç kez daha oku" dedi.TÜRK edebiyatının ve fikir dünyasının en önemli isimlerinden Aziz Nesin’in iki oğlu da türban nedeniyle fikir ayrılığına düştü. Aziz Nesin’in büyük oğlu ve Aziz Nesin Vakfı’nın başındaki isim Prof. Ali Nesin, hükümetin ve MHP’nin türbanın üniversitelerde serbest bırakılması girişimine destek veren bir bildiriye imza attı. Bildiride, "Üniversitelerin düşünce, ifade, din ve inanç ile eğitim ve öğretim gibi en temel insan hakları karşısında yasakçı değil, özgürlükçü bir tavır alması gereken kurumlar olduğunu düşünüyoruz" ifadesi yer alıyordu. Ahmet Nesin, bu bildiriye imza atmasının ardından ağabeyine hitaben bir mektup yazdı. Mektuba Milliyet Gazetesi yazarı Melih Aşık dün köşesinde yer verdi. Mektupta, Ahmet Nesin, görüşlerini şöyle aktarıyor: ÖZGÜRLÜĞÜN HEDEFİ"Kız öğrencilerin kılık kıyafetlerini yaşadığımız medeniyetin gerisine götürmek ülkenin modernleşmesi değil, daha da geri gitmesine neden olur. Medeni ülkelerde insanların nasıl giyindiği çok açık ortadadır. Düşünce özgürlüğü ileriye atılan adımlar için geçerlidir. Geçmişteki yanlışlıkları savunarak özgürlük isteyemezsin. Özgürlük, modernlik ve demokrasi üzerine kurulur ama demokrasi sandığın gibi o kadar herkesin her istediğini, her an yapabilmesi demek değildir. Düşünce özgürlüğünün hedefi demokrasi ve sosyalizmin gelmesi içindir, gericiliğin değil. BABAM HAKLIYMIŞ...Bana bütün imza atan arkadaşlarınla beraber bilim üretimi yapan bir İslami ülke ya da kişi gösterirseniz çok memnun olurum. Ama ben size eğer bir gün sormak aklınıza gelirse, onların bilimsel olan nelere karşı çıktıklarını gösteren bir çizelge sunabilirim. Fazla merak edeceğinizi sanmıyorum ya... Babamız Aziz Nesin’in en büyük eleştirmeni olarak ’Korkudan Korkmak’ ya da ’Ah Biz Ödlek Aydınlar’ kitaplarını birkaç kez daha oku. Babam haklıymış, onun en büyük eleştirmeniymişsin ama yüzüne söyleme cesareti gösterememişsin." Vakfa bağış kesildiKARDEŞİNİN görüşleri üzerine aradığımız Ali Nesin ise "Düşünce ve düşüncesini yayma özgürlüğü evrenseldir, istisnasız herkese uygulanır. Bu konuda başka bir şey söylemek istemiyorum" dedi. Ali Nesin hazırladığı basın bildirisinde ise görüşlerini şöyle aktardı: YER YERİNDEN OYNADI Üniversitede kılık kıyafet özgürlüğünü savunan bir metne imza attım diye yer yerinden oynadı. Aldığım hakaret mesajlarının haddi hesabı yok. Sanki ortada bir suç varmış gibi, varsa da çocuklarımızın bunda bir suçu varmış gibi Nesin Vakfı’na bağışlarını kesenler oldu. Aziz Nesin’i Sivas’ta yakanlarla ittifak kurduğumu, bu imzadan mutlaka bir çıkarımın olduğunu ileri sürenler bile oldu.

İmam-hatiplere katsayı avantajı


AKP'nin üniversitelerde türbanı serbest kılacak düzenlemeyi Meclis'e sunmasının yarattığı tartışma devam ederken, gerilim konusu yeni bir düzenlemenin daha gündeme gelmesi bekleniyor.Özellikle imam hatipleri ilgilendiren, meslek liselerindeki katsayı sorunu. Radikal gazetesinin haberine göre, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün geçen aralıkta atadığı yeni Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın göreve geldikten sonra başkanlık edeceği ilk YÖK Genel Kurulu'nun meslek lisesi mezunlarına üniversite sınavında uygulanan 'katsayı engelini' gündeme alması bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Gül'ün YÖK Genel Kurulu'na dün dört yeni üye atamasının ortaya çıkardığı yeni dağılımla, 7 Şubat Perşembe günü toplanacak genel kurulda, katsayı engelinin kaldırılmasından yana olan üyelerin çoğunlukta olması bekleniyor. KILAVUZA YETİŞSİN TELAŞI Her yıl şubat ayında ÖSYM ve YÖK'ün işbirliğiyle hazırlanan ÖSS kılavuzu YÖK Genel Kurulu'na sunuluyor. Yine şubat ayında YÖK Genel Kurulu tarafından onaylanan kılavuz ÖSYM tarafından baskıya gönderiliyor. Kılavuzda katsayıya ilişkin düzenlemelere de yer veriliyor. YÖK Genel Kurulu'nun katsayı engeline ilişkin düzenlemesini 2008 ÖSS için hazırlanacak kılavuza yetiştirememesi halinde, daha sonra ek bir kılavuz hazırlanması da mümkün oluyor. ÖSYM'nin bu takdirde gazetelere yapılan düzenlemeye ilişkin duyuru yapması gerekiyor. Mevcut katsayı uygulamasına göre, Sosyal Bilimler, Fen ve Türkçe-Matematik. Bu alanlarda seçimlerini yaptıkları takdirde, yani lisede seçmiş oldukları alandan bu alanlara ilişkin tercihler yapıldığı zaman, bunların kendi alanlarında başarıları 0.8 katsayısı ile çarpılıyor. Alan değiştirmek isterlerse, bunların değerlendirilmesi 0.3 katsayısı ile oluyor.

Güneydoğu'da sıcak saatler

Operasyonları protesto etmek için Şırnak'a gidecek DTP'liler Diyarbakır'da toplanıyor.Demokratik Toplum Partisi "Operasyonlara karşı durmak ve Demokratik Çözüm için" 28 il'den 2 bin 500 kişiyle Şırnak'a haraket ediyor.
DTP'nin "Operasyonlara karşı durmak ve Demokratik çözüm için" 28 il'den otobüs ve özel araçlarla hareket eden DTP'liler Diyarbakır'da toplanmaya başladı. DTP İl Başkanı Necdet Atalay, Diyarbakır'dan 10 otobüs ve 20 minübüs ile yola çıkacaklarını belirterek, Diyarbakır Valiliğinden izin aldıklarını ve yürüyüş planlamalarının olmadığını belirterek sadece araçlarla Şırnak'a hareket edileceğini söyledi. Atalay, Tüm belediye Başkanları ile 15 DTP milletvekilinin katılacağı Şırnak'a yürüyüş nedeniyle DTP Eş Başkanı Emine Ayna'nın konuşmasından sonra hareket edeceklerini söyledi.CİZRE´DE GÜVENLİK EN ÜST SEVİYEDE
DTP'lilerin "Operasyonlara karşı Demokratik Çözüm Yürüyüşü" adıyla Cudi ve Gabar dağını birbirinden ayıran Kasrik Boğazı'nda yapacağı eylem öncesinde bölgede güvenlik önlemleri arttırıldı. Sabahın erken saatlerinde bölgeye Şırnak'tan Özel Harekat polisleri ile ambulanslar nakledildi. DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, eylemin olaysız geçmesi için görevlileri provakasyonlara karşı uyardı ve "Güvenlik konusunda her türlü çabayı göstereceğiz" dedi.TEM'DE SIKI TAKİP“Operasyonlara karşı demokratik çözüm istediklerini” öne sürerek Diyarbakır'a gitmek üzere İstanbul'dan hareket eden DTP'liler Sakarya'da kimlik kontrolünden geçirildi.DTP'lilerin, 7 otobüsten oluşan konvoyu, Sapanca ilçesinde durduruldu.Jandarma ekiplerinin mahkeme kararıyla bütün otobüslerde arama yapacaklarını bildirmesi üzerine, Sakarya'ya ulaşmadan önce Kocaeli'de de arandıklarını belirten DTP'li grup tepki gösterdi. Jandarma ekipleri daha sonra, mahkeme kararı doğrultusunda arama ve kimlik kontrolü yaptı.Arama sürerken bir grup, Kürtçe şarkılar söyleyip, halay çekti.DTP'li grubun yer aldığı otobüste bulunan İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel, gazetecilere yaptığı açıklamada, 7 otobüslük konvoyun saat 12'00'de barış ve demokrasi adına yola çıktığını, aramalar nedeniyle 11 saatte Sakarya'ya ulaştıklarını söyledi.Her şeye rağmen Diyarbakır'a gideceklerini belirten Tuncel, “Yolculuğumuz bir hafta da, üç gün de sürse Diyarbakır'a gideceğiz, orada taleplerimizi dile getireceğiz” diye konuştu.Aramanın ardından DTP'liler yollarına devam etti.

4 Şubat 2008 Pazartesi

Hitler’in kayıp filosu Karadeniz kıyılarımızda

İkinci Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler’in Rus gemilerine saldırmak üzere Tuna Nehri aracılığıyla Karadeniz’e indirdiği 6 denizaltıdan üçü bulundu.Sualtı arkeolojisi araştırmalarıyla tanınan Selçuk Kolay’ın liderliğindeki ekibin denizaltıların Karadeniz’in dibindeki yerlerini saptadığı bildirildi. Kolay, konuyla ilgili olarak bu hafta İngiltere’nin Plymouth limanında bir sunum gerçekleştirecek.İKİNCİ Dünya Savaşı yıllarında, Almanya’nın kuzeyindeki doklarda yapılıp Elbe ve Tuna nehirleri aracılığıyla Karadeniz’e indirilen 6 Alman U-botundan (denizaltı) üçünün Türkiye açıklarında batırıldıkları yerler tespit edildi. Sualtı araştırmacısı ve eski Rahmi Koç Müzesi yöneticisi Selçuk Kolay liderliğindeki ekip, "kayıp filo"nun yerini 60 yıl sonra tespit etti. Alman arşivlerinden, hayatta kalan denizcilerle yapılan röportajlardan ve deniz yatağında yürütülen sonar çalışmalarından faydalanan Selçuk Kolay ve ekibi, bulguları, İngiltere’nin Plymouth şehrinde bu hafta düzenlenecek bir gemi batığı konferansında sunacak.Köstence’de yeniden monte edilen ve Karadeniz’e açılan altı denizaltı, iki yıl boyunca onlarca Sovyet gemisi batırdı. Bu arada filonun üç denizaltısı da Ruslar tarafından batırıldı. Ancak Romanya, 1944 Ağustosu’nda taraf değiştirip Almanya’ya savaş ilan edince, üç U-bot Karadeniz’de tam olarak mahsur kaldı. Almanlar, bunların açık denizde batırılması emrini verdi.

Çocukların Gazetesi "Eksi 18"in İlk Sayısı Çıktı


Çocukların katılımıyla hazırlanan gazetede sinema, futbol üzerine yazıların yanı sıra bilmeceler ve karikatürler de bulunuyor. Gazetenin yayın ilkelerinden biri çocukların sesini duyurmak.Çocuk Haklarını Tanıtma, Yaygınlaştırma, Uygulama ve Uygulamaları İzleme Derneği'nin de (Gündem: Çocuk!) katkısıyla hazırlanan "Eksi 18" gazetesinin ilk sayısı çıktı. Derginin amacı "çocuklara da söz hakkı vermek".

Gazetenin yayın ilkeleri
Çocukların sinema, tiyatro, futbol, müzik ve barış algısı gibi konulardaki yazılarıyla hazırlanan gazetenin yayın ilkeleri şöyle sıralanıyor:
Olaylara tarafsız bakmak,
Çocuk hakları ihlali yapmamak ve ihlalleri gündeme getirmek,
Çocukların seslerini duyurmak,
Çocuk haklarını tanıtmak,
Çocukların yapabildiklerini gündeme getirmek,
Çocukların araç olarak kullanılmamasını vurgulamak,
Ayrımcılık yapmamak.

Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü Esin Koman, danışmanı Murat Çelikkan. Görsel tasarımı Cem Kocataş, koordinasyonuysa Gündem: Çocuk! Derneğinden Emrah Kırımsoy, Esin Koman ve Ezgi Koman yapıyor.
Gazete, 0 312 231 28 42 telefon numarasından istenebilir.

3 Şubat 2008 Pazar

"Madem Amaç Özgürlük, O Zaman Din Dersleri Kalksın"

Eğitim-Sen'den Şimşek: "AKP ve MHP'nin başörtüsü düzenlemesi 'demokratik açılım değil politik yönlendirme'. Zorunlu din dersleri 'temel hak ve özgürlükler'le çelişiyor. Kalkmalı.""Okullardaki zorunlu din dersleri temel hak ve özgürlüklerle çelişiyor. Sadece başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasıyla demokratişme ve özgürleşme sağlanamaz. Zorunlu din dersi kaldırılmalı ya da en azından seçmeli olmalı."
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Genel Sekreteri Emirali Şimşek, bianet'e yaptığı değerlendirmede Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) başörtüsünü serbest bırakma tasarısının "demokratik açılım değil politik yönlendirme" olduğunu vurguladı, "Özgürlük ve demokrasinin simgesi türban değil" dedi. "Zorunlu din dersi kaldırılsın"
Din dersinin muhakkak zorunlu olmaktan çıkarılması gerektiğinin altını çizen Şimşek, Türkiye'de laikliğin hiçbir zaman sisteme oturmadığını ifade etti:
"Laiklik bilimsel anlamıyla yorumlanmalı. Devlet ve dinin birbirinden ayrılması gerek ama Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanlığı var, Diyanet'e devlet bütçe ayırıyor. Bu kurum bu dinden olmayanlardan da vergi alınarak finanse ediliyor. Yani Aleviler Sünni mezhebi yaygınlaşsın diye vergi ödüyor."

Sekiz Asker Serbest, Tutuksuz Yargılanacaklar


Askeri mahkeme PKK'nin alıkoyup serbest bıraktığı sekiz askerin tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Askerlerden bazıları terhis oldu.Dağlıca'daki çatışmanın ardından PKK'nin alıkoyduu ve daha sonra serbest bıraktığı sekiz asker, bugünkü duruşmanın ardından tahliye oldu. Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutalığı Askeri Mahkemesi, Uzman Çavuş Halis Çağan, erler Ramazan Yüce, Fatih Atakul, İrfan Beyaz, Özhan Şabanoğlu, İlhami Demir, Fuat Başoda ve Mehmet Şenkul'un tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Savcı Ramazan Yüce'nin tutuklu kalmasını istedi
Dağlıca'daki çatışmada yer alan beş diğer askerin tanıklığının ardından, askeri savcı Yarbay Hakan İleri, Ramazan Yüce dışındaki sanıkların tahliyesini istedi. Mahkeme heyeti sekiz askeri birden oybirliğiyle tahliye etti. Askerlik süresini bitirmiş olanların terhis edilmesi, diğerlerinin Merkez Komutanlığı’na gönderilmeleri kararlaştırıldı. İddianamede, Uzman Çavuş Halis Çağan, “Memuriyet görevlerini yerine getirmemek, büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar ve zincirleme olarak basın ve yayın yolu ile bölücü terör örgütünün propagandasını yapmak”, diğer askerler Fuat Başoda, İlhami Demir, İrfan Beyaz, Özhan Şabanoğlu, Fatih Atakul ve Mehmet Şenkul, “Büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar”, er Ramazan Yüce ise “Suç ve suçluyu alenen övmek, büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçuna yardım etmek, yurt dışına firar, zincirleme olarak basın ve yayın yoluyla bölücü terör örgütünün propagandasını yapmak, basın ve yayın yoluyla halkı askerlik hizmetinden soğutacak beyanlarda, telkinlerde bulunmak, propaganda yapmakla” suçlanıyor.
Ramazan Yüce için ömür boyu, diğer askerler içinse 3 ay ile 10 yıl arasında değişen hapis cezaları isteniyor.

Guantanamo Üssüne Mahkum Sevk Edilmeye Başlanmasının 6. Yılı Protesto Edildi


Guantanamo, Küba adasının doğu kısmında yer alan ABD Askeri Üssünde, ilk olarak 11 Ocak 2002 tarihinde başta Afganistan olmak üzere farklı ülkelerden esir alınan, daha çok Taliban ve El Kaide üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan kişilerin getirildiği, askeri hapishanedir. En önemli özelliği, Ulusal veya uluslararası hiçbir hukuk kuralının geçerli olmaması; tutukluların "esir" bile sayılmaması. Çünkü, ABD hükümeti, Guantanamo´da tutulanları, 3. Cenevre Antlaşması´na göre "savaş suçlusu" ya da ABD hukuk sistemine göre "suçlu" olarak kabul etmemektedir. Tutukluları, yargılamak için mahkeme önüne çıkarmadan, her türlü işkence ve kötü muameleyi, hukuksuzluğu uygulayabilmek amacıyla, kendi uydurduğu "yasadışı savaşçı" kavramı ile en temel insan haklarını hiçe saymaktadır. 38 farklı ülkenin vatandaşının tutulduğu tahmin edilen Guantanamo´da uygulanan işkenceler nedeniyle çok sayıda tutuklu dayanamayarak intihar girişiminde bulunmuştur. Farklı tarihlerde bazı tutuklular kamptaki hücrelerinde ölü bulunmuştur. Kamp görevlilerinin insanlıkdışı muameleleri ve yaptıkları işkencelere ek olarak, tutukluların dini inançlarıyla dalga geçmeleri, ağır hakaretlerde bulunmaları, kutsal kitabı tutukluların gözü önünde tuvalete atmaları basına da genişçe yansımıştır. Fidel Castro´nun "Küba´nın kalbindeki hançer" dediği Guantanamo´da insanlıkdışı ve işkence koşullarına ilişkin olarak Birleşmiş Milletler ve Avrupa Parlamentosu´nda insan hakları skandalı olarak nitelendirilmesine rağmen, devletler düzeyinde ABD´ye ciddi ve etkili sayılabilecek bir tepki gösterilememiştir. Tüm bunların yanında Türkiye ve 14 Avrupa ülkesi, CIA tarafından Guantanamo işkence kampına tutukluların taşınmasına, işbirliği yaparak yardım ve imkân sağlamış ya da bu faaliyetlere sessiz kalmışlardır. Guantanamo´ya yapılan sevkiyatlarda İncirlik´in merkez üs gibi kullanılması, bu uçuşlarda esirlerin %86´sının (628 kişinin) Guantanamo´ya taşınmasında Türkiye´nin kullanılmış olması ülkemiz adına büyük bir ayıptır. CIA´in işkence uçuşlarına imkan veren devlet yöneticileri ve yetkililer, taraf oldukları işkenceyi yasaklayan uluslararası Sözleşmelere göre işkence suçuna ortak olmuşlardır. Türkiye´nin Guantanamo´da tutulan başta Murat Kurnaz olmak üzere kendi vatandaşlarının serbest bırakılması için "hiçbir çaba sarfetmemesi"nden öteye, serbest bırakılanların ifadelerinde belirttiği, Türk yetkililerinin Guantanamo´da kendi vatandaşlarının sorgulanmasına katılması insanlık adına utanç vericidir. ABD, Guantanamo´ da tuttuğu insanları, en kısa sürede bağımsız sivil mahkeme çıkarıp yargılamalı ya da serbest bırakılmalıdır. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği başta olmak üzere devletlerin de, ikiyüzlülükle Guantanamo günahına ortak olmak yerine: - CIA işkencesine işbirliği yapan sorumlular hakkında soruşturma yaparak hesap sormalı, işkenceye dolaylı olarak ortak olan görevliler hakkında cezai işlemler yapmalı, - Guantanamo ve dünyanın başka yerlerindeki benzer uygulamalar yapılan gizli gözaltı merkezlerinin kapatılmasını talep etmeli, - Yeni kaçırma ve işkence olaylarının önüne geçecek tedbirleri almalı, - Serbest bırakılanlar için koruma ve rehabilitasyon programları uygulamaları gereklidir. Bu bağlamda Guantanamo hukuksuzluğunun yaşadığımız ülkeye yansıyan yüzüyle ilgili olarak da şunları vurgulamayı gerekli görüyoruz: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için başka devletler ve kuruluşlar çaba sarf ederken, Türkiyeli yetkililerin kendi vatandaşları için takındığı umursamaz tutum "bürokratik-despotik" devlet anlayışının tipik bir yansımasıdır. Bu sorumsuz ve gayrı insani tutumun acilen terk edilmesini; Guantanamo´ya yapılan transferlerde Türkiye hava sahasının ve imkanlarının kullanılmasına izin veren yetkililer hakkında ise vakit kaybedilmeksizin soruşturma açılmasını talep ediyoruz.İMZA VEREN KURUMLAR: AKDAV (Aksa Eğitim ve Dayanışma Vakfı), AKV (Araştırma Kültür Vakfı), ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği), İHH (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı), MAZLUMDER (İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği), ÖZGÜRDER(Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği), TÜKETİCİLER BİRLİĞİ

Bakoyanni'den Türkiye değerlendirmesi


Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, "stratejik hedeflerinin Türk-Yunan ilişkilerini tamamen iyileştirmek olduğunu" söyledi. Karamanlis'in Ankara ziyaretiyle iki ülke ilişkilerinde "yeni bir sayfa" açıldığını belirten Bakoyanni, bunun "tarihi bir ziyaret" olduğunu söyledi.Bakoyanni Türk-Yunan ilişkilerinin iyileştirilmesi çabaları çerçevesinde, iki ülke arasında sürdürülen istikşafi görüşmelerin de bundan sonra belirli zamanlarda ve daha sık olarak gerçekleştirilmesinin kararlaştırıldığına işaret etti.
Bakoyanni, "Atina'nın bu konudaki tezi açıktır. Yunanistan'da, İslam aile hukuku, yani müftünün aile ve mal varlığı konularında yargı yetkisi olduğu sürece, seçimle belirlenmesi mümkün değil" diye konuştu.

Bu değişiklik türbanı serbest bırakmaz

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, AKP ve MHP tarafından hazırlanan Anayasa değişikliği önerisinin üniversitelerde türbanı serbest bırakamayacağını söyledi. Kanadoğlu, Çankaya seçiminin 367 engeline takılacağı uyarısını yaklaşık bir yıl önce yapmış AKP tarafından ciddiye alınmamıştı. Ancak sonuçta Kanadoğlu haklı çıktı ve AKP, MHP'nin yardımıyla 367 engelini aştı.Bir televizyon programında konuyla ilgili açıklamalarda bulunun Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin türbanla ilgili olarak, dinsel örtünmenin aynı zamanda eşitlik ilkesine de aykırı olduğu şeklinde bir karar verdiğini anımsattı. "CUMHURBAŞKANI TARAFSIZ DEĞİL"Kanadoğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün türbanla ilgili düzenlemenin referanduma götürülebileceği açıklamalarını da Cumhurbaşkanının tarafsızlık ilkesiyle bağdaşmadığını ileri sürdü. Kanadoğlu, “Her şeyden önce laik cumhuriyeti korumak görevi için yemin etmiştir. Görevi Türk milletini birliğini temsil etmek yönüyle bu birliğin bozulmaması sağlamaktır. Siz ‘Cumhurbaşkanı olarak böyle bir konu önüme geldiğinde ben bunu referanduma götürürüm’ dediğiniz anda bu tarafsızlık ilkesini bir tarafa bırakmış olursunuz. Temel hak ve özgürlükler referanduma götürülmez. Götürülemeyecek bir şeyi ‘ben götürürüm’ dediğiniz anda gerçek hukuk bilinci ve etiği olan herkes buna karşı çıkar böyle bir şey olmaz” dedi.

Elif Günal

Tamamlayıp yazmam gerekirdi aslında cümlelerimi.Kelimeler cümlelerimi ve cümlelerde yazımı oluşturacaktı.Sonra yazılarım ise ahşap bir kutunu içinde arşivleyecekti kendini.Ama olmadı.Onca yaşantıdan sonra,arta kalan dağınıklıktan çekip çıkarabilmeliydim sözcüklerimi,cümleler için.Diyebilmeliyim ki bu böyle ve böyle geldi böyle gidecek belki de.yazımın sonuna da bir kaç süs kondurmalıydım .Başka bir allanmış söz ile dilimin düğümünü çözmeliydi kalemim.Peki çözülebilecek bir düğümüm var mı?Apaçık ortadaydı gerçekler.İçimde saklayıp sonrasında kağıtlara savuracağım bütün kelimelerimi gözlerim ele vermişti zaten.Susuyordum.Bir bakışla başlamıştı güzel düşlerimin gerçeği ve bir bakışla bitmişti düşleri unuturken.Gözleri gözlerime değdiğinde bitti.Kirleterek namusunu ayrılığın,son demeden yarım bıraktı bizi başka bir çift göz.Evet bir şey demeliydim.Belki bağırmalı haykırmalıydım o an,belki de ağlamalıydım zırlaya zırlaya...Yarım bırakmamalıydım.Öfkemin ve ihanetinin arasında kalan aşkım kalmamalıydı bende.Ama ben sustum.Nedenini bilmiyordum o zaman ve halada bilmiyorum.Sıkı bir yönetimin ardından devrilen sevginin şok evresini yaşıyorum.Sonrası üzülmek ve unutmak...Tıpkı ne yapacağını şaşıran devletler gibi,tıpkı ölen bedenler gibi,tıpkı biz gibi.İşte.bitmez dediğim sevgimden arta kalan bunlar.
Bu yüzden içimdekileri yazmıyorum..Konuşmuyorum...Susuyorum.Kirletilmiş ayrılıklardan gebe kalmamak için.Susuyorum.
Kendimi büyük bir şehirle giydirip vagona atlıyorum...Bavulum yok...İçimdekini sakatlıyor elimdeki konyağım.Varacağım yer belli değil.Gizlisi saklısı ayıbı mayıbı olmuyor büyük şehirlerin küçük sokaklarında...Bu yüzden bütün üstümü soyuyorum gözleri önünde.Gözlerim kalıyor bir tek geriye.Ayıp bedenimde kalıyor sadece...
Elif günal1 kasım 2007 günlerden perşembe

"Babam Ölürken Namazlarını Bozmadılar, Bu Nasıl İnsanlık?"

Namaz kılarken fenalaşarak yere yığılan, cemaatin namaz bittikten sonra müdahale etmesi sonucunda yaşamını yitiren Hilmi Gürsoy’un oğlu “Bu ölüm çok zoruma gitti. Bu nasıl insanlık? İslam dininde böyle bir şey yok” diye tepki gösterdi.Önceki gün (27 Ocak) öğle namazını kıldığı camide fenalaşarak yere yığılan ve cemaatin namazı kılmaya devam etmesi yüzünden göz göre göre yaşamını yitiren 70 yaşındaki Halil Gürsoy, toprağa verildi. Taşmağazalar semtindeki Şafiler Camii'nde önceki gün öğle namazı esnasında meydana gelen olayda yaşamını yitiren yaşlı adamın 37 yaşındaki oğlu Yrd. Doç. Dr. Recep Gürsoy, babasının üçüncü rekatta kalp krizi geçirmesine rağmen, cemaatin namazı bitirmeden müdahale etmemesine, "Namazı bozup müdahale etmiş olsalardı babam kurtarılabilirdi. Bu nasıl insanlık?'' sözleriyle tepki gösterdi. Müftülük soruşturma başlattı
Erzurum Müftülüğü'nün de idari soruşturma başlattığı olay, önceki gün öğle namazı sırasında meydana gelmişti. Öğle namazını kılmak için Şafiler Camii'ne giden Gürsoy, farzın üçüncü rekatı esnasında fenalaşarak yere yığıldı.
Hem cami imamının hem de cemaatin Gürsoy'un yere düştüğünü fark etmesine rağmen namazı bozmadan dördüncü rekatı kılıp, selam vermesinten sonra müdahale edilen Gürsoy, camiye çağrılan 112 acil servis ekiplerinin tüm çabalarına rağmen, kaldırıldığı Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aziziye Araştırma Hastanesi'nde yaşamını yitirmişti.